Osmanlı'nin mihenk taşı hürrem sultan.. Kim hürrem sultan aleyhinde konuşursa ya tarihinden ve milletinden habersiz ya da osmanlı-islam düşmanı

Batı haremi

Harem denince hep Doğu akla geldi. Hiç Batı'nın haremleri anlatılmadı, resmedilmedi. Faslı yazar Fatima Mernissi harem tartışmalarına yeni bir boyut getiriyor ve kadınların sürekli güzel kalmak zorunda oldukları Batı haremini tartışmaya açıyor. Mernissi'ye göre kadını zamana hapseden Batı, mekana hapseden Doğu'dan çok daha acımasız ve katı bir tavır sergiliyor

Bir Salkım Üzüm

Avrupa hiristiyanlari, Papa'nin kiskirtmasi ile bir araya gelip Osmanli topraklarina saldirmaya tesebbüs edince, yeryüzünün sultâni Kanunî Sultan Süleyman Han, ordusu ile sefere çikti.

Târihlere san veren ordu agir agir ilerliyor, hedefine bir an önce ulasmak için gayret sarf ediyordu. Havalar da iyice isinmisti.

Bir Hiristiyan beldesinden geçerken, yolun dar olmasi sebebiyle, askerlerden kimisi üzüm baglarindan yürümek mecburiyetinde kaldi. Olgunlasan üzümler susuzluktan dudagi çatlamis askerlere; "Al beni, ye beni" dercesine duruyordu.

Askerlerden biri dayanamayip, sahibinin haberi olmadan bir salkim üzüm kopardi. Yerine de bir keseye koydugu parayi bagladi. Üzümü de yedi. Çok geçmeden mola verildi.

ÖNCE TARİH BİLMELİYİZ

İnsanlığınn yüz akı olan Osmanlı Devleti’nin duraklama devresine girmesinin sebebini, bir yazar şöyle izah (!) ediyor: “Nedeni çok açık. Şehzade Mustafa yerine Sarhoş Sarı Selim tahta geçmiştir de ondan.” Sayısız kitaplarda yer alan, okullarda okutulan bu hususu tekrar etmek, iki yüz yıldan beri Doğu’ya musallat olmuş fikir ve zihin tembelliğinin tipik bir ürünüdür.

İnsanlığın kaderinde müessir olan bir hâdiseyi, bir kişinin sarhoşluğuna veya beceriksizliğine ancak biz bağlayabiliriz; aradığımız sorunun cevabını bulmanın rahatlığıyla da uykuya yatabiliriz.

Zaten mesûliyetlerden rahatça sıyrılabilen bu hâlimiz, iki yüz yıldan beri Doğu’ya bir kurtarıcı bekletmiyor mu? O kurtarıcı da bir türlü gelmiyor; Doğunun mâkus tâlihi de sürüp gidiyor.

Harem'e "Fransız" kaldım

Sözkonusu olan; "saray, bir padişah ve Avrupalı bir kadın" olduğunda genel eğilim filmin baş ve doğru kahramanı kadın ile neredeyse onun ehlileştirdiği iktidar yani somut ve soyut tüm otorite göstergelerini taşıyan adam/padişahın tütsülü aşkını anlatmak olur.

Malzemesi yukarıda sayılanlar olan dış kaynaklı filmlerin izlediği yol hatırlatmaya çalıştığım. Bu anlamda Özpetek'in anlattığı aşk hikayesi bu klişe malzemenin ötesine geçmiş ve güçlü bir hikayeye dayandırılmış, Türkçe ögeler taşıyan bir Avrupa filmi olarak nitelendirilebilir.

Bir Şehzâde doğdu

Bu haftadan itibaren, Osmanlı kültürü ve yaşama tarzı hakkında yazacağım denemelerle 700. yıla katkıda bulunmak istiyorum. Umarım, değerli okuyucularımın ilgisini çeker.

Ve Mihrişah Kadın hâmile kaldı.

İçeriği paylaş

Son yorumlar

Anket

Muhteşem yüzyıl dizi neden sıkıcı hale geldi?: